1. YAZARLAR

  2. ÖMER F. YILMAZ

  3. SURİYE SAVAŞININ ASILLARI
ÖMER F. YILMAZ

ÖMER F. YILMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

SURİYE SAVAŞININ ASILLARI

A+A-

15 mart 2011 yılında başlayıp bu zamana kadar süregelen suriye devrimi nihayet vekalet savaşından savaşın gerçek aktörlerine dönen bir sürece girdi. Bu zamana kadar gölge oyunlarıyla savaşa müdahil olmuş aktörler nihayet perde gerisi performanslarından sıkılmış olacaklar ki savaşın görünür arenasında arz-ı endam etmeye başladılar. Süreç çok daha içinden çıkılmaz hale geldi. Birinci ve ikinci dünya savaşlarında da aynı parodiyi yaşamış olan insanlık, nedense şimdilerde tarihi hafızasını devreye koyacak melekelerini yitirmiş durumdadır.

İran devletinin şii yayılmacılık politikası nükleer çalışmaları sebebiyle ağır ilerliyordu. Bu politikaları adına yürütmek zorunda olduğu konvansiyonel savaşlar ve gayri nizmi harp teknikleri için ciddi finans sıkıntısı çeken İran, batı devletleri ile olan nükleer anlaşmaları neticesinde bu sorunlarına ciddi bir çözüm buldu. Şimdi tüm petrol gelirlerini arzetmiş olduğum politikalarına rahatça harcayacağı bir fırsat yakaladı. Şii yayılmacılık politikalarını Irak’ta pilot uygulama olarak yürülüğe sokan İran, edindiği tecrübelerle Suriye savaşına tüm gücüyle girdi. Sünni dünya ile binlerce yıllık hesabı Suriye’de halletmek isteyen İran tüm haçlılar ile anlaşma masasına oturdu ve diplomatik olarakta başarılı bir hain profili çizdi.

Rusya son çeyek asırdır soğuk savaşın rövanşını almak ve Amerika ile olan yarım kalmış hesabını tamamlamak, uluslar arası konjöktürde daha doğru bir güç fenomeni olma adına tarihi bir fırsat elde etti. Arap coğrafyalarında yitirmiş olduğu BAAS müttefiklerinin son numunesi olan Şam yönetimini ve Tartus limanındaki üslerini yitirme korkusuyla savaşı sahiplenmektedir. Deaş bahanesiyle ordusunu sokmuş olduğu bu savaşta savaşın asılları arasında olduğunu göstermiş oldu.

ABD ise Akdeniz enerji hattını koruma altına almak ve İsrail’in güvenliğini sağlamak adına müdahil olduğu savaşta rolleri bölüştürerek daha az risk alma yolunda. Ruslara karşı Afganistan’da desteklemiş olduğu müslümanları güç dengesi politikalarına göre destekledi. Ruslardan vietnam savaşının intikamını alan Amerika İran -Irak harbinde Irakı destekleyerek, savaşı aleyhine dönmeyecek bir dozda tuttu. Nihayet Körfez Savaş’ını icra ederek yükselecek bir sünni dünya geleceğini dinamitledi. Ortadoğu’daki tüm acıların kaynağı olan ABD islam coğrafyasında hiçbir zaman müttefik aramadı, gönüllü köleler aradı. Suriye savaşında haritaların nasıl şekilleneceğine dair son tahlili savaşta galip ve mağluba göre belirleyeceğinin sinyalini savaşın başından beri takındığı tavırla ispatlamış oldu. Emperyalist aklın en baskın karakteri olan güç dengesi politikasını Suriye devriminde de belirginleştiren Amerika aslında Beşşar’ın gitmesi, İran’ın geri çekilmesi ya da rusların üs kaybetmesi gibi bir derdi yoktur. O Ortadoğu’da güç dengesinden yana. Zira gücü bir tek kişiye tevdi ettiği gün Ortadoğu siyaseti çökecektir. Yukarda bahsi geçen ya da müttefiki olduğu tüm ülkeler dahil eğer güç ibresi herhangi bir figüre doğru kayarsa, Amerika cazibesini yitirecektir. Unutulmamalı ki ABD’nin gönüllü olarak çıkarlarını koruduğu tek ülke vardır o da derin gücünü onun şekillendirdiği İsrail’dir. İsrail’in dışında müttefiki de olsa düşmanı da olsa ABD, güç dengesi politikasına göre hareket edecek ve gücü tekel eden bir devleti safdışı bırakmak için elinden geleni yapacaktır. Daha somut tanımlarsak; ABD düşmanlarına karşı dostlarını desteklerken dostları güçlendiğinde dostlarına karşı düşmanlarını destekleyecek kadar sınır tanımayan bir ülkedir. Suriye’de savaş kimin lehine dönerse dönsün, ya da tersinir şekliyle kimin aleyhine dönerse dönsün, ABD ile antlaşmak zorunluluğu ABD’yi her halükarda karlı çıkarmaktadır. Acele etmeden sindire sindire ve her sürecin sonunda taktik ve stratejisini yeniden şekillendiren Amerika savaşın seyrinden pek de rahatsız değildir.

Irak’ta en büyük düşmanıM dediği İran ile anlaşan, Afganistan’da en büyük düşmanım dediği hem İran hem Rusya ile anlaşan ABD Suriye’de de yine bu EN’leriye iş tutmakta, diğer yandan da sünni dünyaya yanında olduğu haykırmaktadır. Türkiye, Suud ve Katar’a Beşşar’ın ve onun temsil ettiği İran’ın gideceğini vaadedecek gözkırpmalar atarken aynı mizanseni Rus hava saldırılarının yaşandığı beldelerde ses çıkarmayarak sergilemektedir. Rus savaş uçağının düşürülmesiyle Türkiye’nin yanında olduğu izlenimini verirken, Suriye’nin kuzeyindeki PKK-PYD ve YPG gibi örgütlere ciddi destekler vermektedir.

Ümmeti zor günlerin beklediği aşikar.  Savaşa müdahil olan her bir aktörün belirgin çıkarları ve belirgin çözümleri olmalarına rağmen, savaş daha agresif bir hal almaktadır. Kimsenin rolünü kabule yanaşmadığı bir tiyatro sahnesi gibi. Bir üçüncü dünya savaşı çıkar mı? Sanmıyorum . Ama ehli sünnetin mağlubiyet hanesine bir yenisi eklenir mi? ALLAHUALEM

Bu yazı toplam 2336 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.